İrfan Yormaz


DOLAR NEDEN HIZLA YÜKSELİYOR?

Son iki yılda doların Türk lirası karşısında değeri iki kat arttı. Bu artışın nedeni dış güçler mi? Yoksa güçsüz ve hatalı Ekonomi politikaları mı?


 

SİYASİLERİN ŞAMAR OĞLANINA ÇEVİRDİĞİ TÜRK EKONOMİSİ ÇÖKÜYOR. NEDEN?

Bu mesele Erdoğan´lık, Akşener´lik, İnce´lik veya Karamollaoğlu´luk bir mesele değil. Belki sebep onlar ama sorun hepimizin sorunu

Siyasi çevreler veya onların dalkavukları her biri ekonomist olmuş bir şeyler söylüyor. Kimi dolarları bozduralım diyor, kimi ben gelirsem dolar 3 lira olur diyor, kimi iktidar düşmanı Türkiye düşmanları manipüle ediyor diyor, kimisi fetonun oyunu diyor. Ama kimse gerçekleri söylemiyor. Bu sorunun cevabını aradım iki gün boyunca sabredersiniz, okuma ihtiyacı duyarsınız diye sizlerle de paylaşmak istedim.

TASARRUF YOKSA ÇALIŞMANIN KARŞILIĞINI ALAMAZSINIZ

Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülke. Ama dini inançlarını kendi istediği gibi şekillendiren ve gerçek anlamda dini cehaletin diz boyu olduğu bir ülke. Çünkü ülkemizde din eğitimi devlet eli ile sağlıklı şekilde verilmiyor. Hal böyle olunca da inanmış toplumu isteyen herkes bir yere yörüngeye çekebiliyor. Ramazanda kumsalda alkol alanlar, Cuma namazına gidiyor, Namaza durmuş koca koca adamlar boy boy fotoğraf çekip kamuoyunun önünde endamını gösteriyor. Ekmek bizim toplumumuzun en kutsal yiyeceği. Yerde görsek alıp öpüp başımıza koyup yüksek bir yere kaldırıyoruz. Ama yine aynı ülkede günde 6 milyon adet ekmeği çöpe atıyoruz. İsraf ediyoruz. Hem de tepeden tırnağa.

ÜRETMİYORUZ

Ülke olarak son 25 yıldır üretmiyoruz. Son 20 yılda ülkemizde devlet eli ile açılan tek bir fabrika yok. Ama son 15 yılda 28 stadyum, 52 havaalanı ve 500 bin konut yaptık. Dünyanın kabul ettiği en hızlı büyüme ülkemizde 2002 ? 2011 yılları arasında yaşandı. Türkiye´nin özelleştirme gelirleri ile birlikte 750 milyar dolar parasını betona yatırdık. Piyasada en önemli faktörün paranın geri dönüş hız olduğunu düşünmeden bu devasa bütçenin 400 milyar dolarını konut yapımı için TOKİ´yi verdik. Paranın dönüş hızını 50 yıl olarak belirlediğimizin farkına bile varmadık. Yani tüm kaynaklarımızı betona yatırdık.

Halbuki bakıldığında güzel muhteşem konutlar, yaşam standartları yüksek konforlu evler. Görsellik olarak fevkulate bir iş gerçekleştirdik ama paranın ne zaman döneceğini bilemedik. Koca Amerika emlak kredilerini 20 yıl vade ile verirken biz 10 yılda sınırlı tuttuk. Tüketicinin ev almasını teşvik ettik. Bu kadar işi yaparken bir tane dahi fabrika açamadık. Üretime kaynak sağlayamadık. Sadece inşaat sektörünün 250 kalemden oluştuğunu bildiğimiz için piyasaları canlı tutmak için ülkenin ekonomisinin kaderini TOKİ´nin eline bırakarak ger dönüş hızını hesap edemediğimiz paraları toprağa gömdük. Vatandaşı da ucuz kredilerle bankaların kucağına attık. Yani kendi ekonomimizi manipüle ettik.

Halbuki ekonominin günlük değil, uzun vadeli yatırımlara ihtiyacı vardı. Biz bunu düşünemedik. Sanayicinin ortaya koyduğu parayı geri dönüş hızını hesaplayarak üretime yatırdığı başlıklı dünya gerçeğini fark edemedik.

PARANIN DÖNÜŞ HIZI

Sanayici üreteceği malın pazarlığını yaptıktan sonra maksimum bir yıl içinde parasının geri döneceğini hesap ederek üretim yapar. Bir makine siparişi alır. 1 yıl içinde bu malı üretir ve parasını alır. Koyduğu sermayeyi 1 yıl sonra geri alır. Bunu yaparken sermayesi yetmediğinde 1 yıl vadeli kredi alır ve bunu maliyetine yansıtır.

Ama biz bu yönde sanayiciyi desteklemek yerine inşaat sektörüne yöneltik. Parayı gömdük ve geri dönüş hızı 50 yıl olan sektöre 400 milyar dolar harcadık. Elimizdeki sermayeyi de sonlandırdık. Yetmeyince özelleştirme yaptık ve borç aldık.

Konut yaptık. Satmak için kredileri açtık. Bankalar düşük faizle 10 yıl kredi açtı. Tüketici 100 bin liralık evi 300 bine almak zorunda kaldı. Geleceğini bankalara ipotek etti. Biz görmedik. Piyasanın canlı parasını bankaların kasasına mahkum ettik.

AMERİKA BAŞARDI AMA

Obama döneminde durağan bir ekonomik dalgalanma yaşayan ABD, Trump ile birlikte bu sorunu aşmanın yollarını aradı ve buldu. Ekonomiyi hareketlendirmek için siyasi manevralar yapmaktan çekinmeyen ABD yönetimi, sıcak paranın bulunduğu tüm ülkeler ile kavga etmeye başladı. Bu kavgaların sonucunda birine 100 milyar dolar, diğerine 238 milyar dolar tüm dünyaya savaş uçağı ve silah sattı. Ekonomisini rayına oturttu. Bu hareketi ile Doların tüm dünya piyasalarında değerinin artmasına da neden oldu. Tüm dünya para birimleri ABD doları karşısında erimeye başladı. Bundan en çok etkilenenler arasında bizde varız.

Burada önemli bir nokta var. ABD ekonomisini harekete geçirmek için uçak ve silah teknolojileri sattı. Aynı politikaları uygulama gereksinimi bugün ortaya çıkan Türkiye´nin ise satacak hiçbir şeyi yok. Ekonomik girdabın içinden sıyrılmak için TOKİ´nin konutlarını satamayız. Satacak başka şeylerimiz olmalı. Ama yok. Elimizde bulunan birkaç şeker fabrikası ve su havzalarımız hariç. Çünkü hepsini 2011 yılına kadar zaten zattık.

TEKNOLOJİ BİR BİLİMDİR

Dünya teknoloji hamlelerini ardı ardına yaparken biz tüketici bir toplum yaratarak her şeyi hazır alma yoluna gittik ve bunu teşvik ettik. Onlarca kilometre yol yaptık ama o yollarda gidecek otomobilimiz yoktu. Onu da banka kredisi ile ithal ettik. Bu arabaların hareket etmesi için yakıt gerekti. Burada akıllı bir iç politika ile akaryakıt fiyatlarını dolara endeksledik ve vatandaşın cebine girdik. Dünyanın en pahalı benzinini satmıyoruz aslında dünyada akaryakıt fiyatlarına en çok vergi uygulayan ülkeyiz sadece.

Hızla büyüyen dünya ekonomisinde yer almanın başrolü teknoloji üretmekten geçiyor. Teknolojide öyle ha deyince gelişmiyor veya üretilmiyor. Teknolojiyi üretecek beyinleri yetiştirmek ve desteklemek gerekiyor. Biz bunu da yapamadık son 25 yılda. Çünkü teknoloji bir bilim. Bilimi öğreneceğimiz yerler okullar, üniversiteler, akademiler. Tabi ilk adımda liseler.

Biz ilim ve bilim üretecek gençlerimizin tercih ettiği fen liselerimize 2018 yılı için 200 milyon lira bütçeden pay verdik. Gençlerimizi iyi yetişsin. Fen bilimlerine hakim olsun ve teknoloji üretebilecek duruma gelelim diye. Ama öte yandan din eğitimi esaslı fen bilimlerinden uzak bir eğitim politikası uyguladığımız İmam Hatip liselerine 2 milyar 700 milyon lira bütçe ayırdık.

Elbette evlatlarımız Dini İslam´ı en iyi şekilde öğrenmeli ve yaşamalı. Bunun için değil 2.700 milyon lira gerekirse 5 milyar lira harcamalıyız. Fakat güçlü ve büyük bir Türkiye için İmam Hatip liselerimize 2.700 milyon lira bütçe veriyorsak fen liselerimize 15 milyar lira vermeliyiz. Bunun başka izahı ve yolu yok.

 

ŞİMDİ NE OLACAK?

Sanayici büyüğümüz ile konuşuyorum. Ne var bu kadar kendinizi yoruyorsunuz. Hammadde, bunu ithal etme, makine parkuru, işçi, usta, bunların sosyal hakları, ürettiğini satacak Pazar , nakliye bu kadar şeyle uğraşmaya ne gerek var ki?.

Elinizde imkan var 10 milyon liranız var. Bir o kadarda kredi aldınız. 20 milyon. Bu parayı dolar yapın 2016 yılında. Atın bankaya hiç zahmet çekmeden bugün paranız 40 milyon lira. Neden?

Bir kere bunu bu şekilde yapan onlarca isim var Türkiye´de dolar değer kazandıkça servetine servet katan. Ama birilerinin üretmesi bu ülkeye sahip çıkması gerekir. Elbette siyasetçilerinde bu üretenleri sahiplenmesi kaydı ile.

Eğitimde çökmüş bir Türkiye´nin makine mühendislerinin projelerini dünyanın mühendislik merkezi Almanya kabul etmiyor. İtibar dahi etmiyor. Neden ? Çünkü bizim üniversitelerimizden mezun makine mühendisleri ile Londra, Münih gibi üniversitelerden mezun mühendisler dünya piyasasında aynı statüde değil. Yoksa Türkiye´de üniversitenin birinde yılda 10 milyara çocuğunu okutmak var iken, neden siyasetçi, tüccar, sanayici çocuklarını günlüğü bin liraya yurt dışında okutsun ki?

SİYASET ÇOK ÖNEMLİ

Doların bu hızlı yükselişini gelip elindeki sihirli değnekle düzeltecek kimse yok. Ben varım diyen yalan söyler. Yukarıda anlattığımız politikaların yanlış olduğunu kabul edip yeni baştan 2002 yılında olduğu gibi sıfırdan başlamak ve dünyanın gerçeklerini kabul eden bir ekonomik politika uygulamak gerekir. Bu en az 10 yıl sürecek. Bu durumda dolar Türkiye´de değer kazanmaya devam edecek. Ama doğru ve akılcı ekonomik hamlelerle yavaşlayacak ve duracak, sonrada gerileyecek.

Kim iktidara gelirse gelsin gelişmiş ekonomiler ülkemizin kaynaklarını kendi çıkarları için kullanma gayretinde olacaktır. Asarım keserim çizerim diyerek politika yapılmaz. Üretim sanayi diyoruz da herkesle kavgalı, herkese gider yapar bir politika ile kime mal satacaksınız. Hadi üretebilmeyi başardınız kime satacaksınız. Sağınızla, solunuzla, yukarısı ile aşağısı ile kavgalısınız. Orta yol bulma gayretinde de değilsiniz. Ben yaparım ben asarım ben keserim diyemezsiniz. Çünkü yukarıda belirttiğim ekonomik politika hataları nedeni ile güçsüz ve beş parasız kaldınız. Piyasalara müdahale bile edemiyorsunuz. Yurt iç ve dışında bankalara borcunuzu artık matematik bilimi bile hesaplayamıyor.

İktidara kim gelirse gelsin, doğru akılcı, tasarrufa dayalı, üretken, bilimsel bir ekonomi politikasını bu günden ilan etmelidir. Siyaset ekonominin şah damarıdır. Ve üretimi teşvik etmeli desteklemelidir. Teşvik etmekten kastımız sadece uzun vadeli para ermek değildir. AR-GE çalışmaları ve eğitim desteklenerek yetişmiş beyinler oluşturulmalıdır.

Mevcut iktidar dış güçler dilerek bahane üretmemeli, ekonomik politikalardaki hatalarını kabul edip bir an evvel bu hatadan dönmelidir. Doların değer kazanması kimseye fayda sağlamayacaktır. Muhalefetinde ben gelirsem dolar 3 liraya iner masalından sıyrılıp, tercih edilmek için gerçekçi akılcı ve üretime dayalı politik projelerini anlatması gerekir.

Ülkenin hali böyle iken Türkiye´nin gelişmesini, kalkınmasını ve büyümesini istemeyen güçler elbette kendi menfaatleri doğrultusunda yokuş aşağı giden kızağı iteklemek isteyecektir. Dünya üzerinde söz sahibi olmanın yolu budur. Çok güçlü ekonomimiz var deyip, dolar tırmanınca ekonomik kriz kapıya dayanınca dış güçler düşmanlar yapıyor demek sadece komik duruma düşmek ve beceriksizliği, kendinin bile inanmadığı yalanlarla iç siyaseti şekillendirmek istemekten başka çaba değildir.

Doların ani yükselişinde bizim ekonomik politikalarımdaki yanlışların yanında bunu fırsata çeviren dış merkezli güçlerinde elbet etkisi vardır. Bu güne kadar yapılmış yanlışlara devam etmek ise ülkeyi içinden çıkılamaz bir iflasa götürür.

Ben yaparım, benden başkası yapamaz demek yerine biz yaparız, bizler yapacağız dilerek Türkiye´yi dışa bağımlı halden kurtaracak ilime, bilime dayalı bir ekonomik politikanın startını vermek gereklidir.

Yani sadece dua ile bu işler olmaz. Eğer öyle olsa idi Allah (cc) Kelamı Kur´an-ı Kerim´de çalını buyurmazdı. Eğer her şey dua ile halledilse idi iki cihan güneşi peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav) kılıç kuşanıp cenk meydanlarına çıkmazdı.

Çalışmak, Üretmek ve tasarruf etmek şart.

Cebiniz, Gönlünüz ve Beyniniz Hep Dolu Olsun.